Karaciğerin yağ metabolizması ve depolamasında rol oynayan, vücudumuzda 500’den fazla işlevi bulunan merkezi organ olduğunu söyleyen Uzm. Dyt. Satar, “Karaciğer ağırlığının % 5’inden fazla yağ miktarına sahipse, trigliseritlere ve hepositlerin %5’ten fazlasında yağ damlalarına rastlanması karaciğer yağlanması olarak tanımlanır. Yağlanma basit yağ birikimi şeklinde başlayıp ilerleyen aşamalarda karaciğer inflamasyonu, fibrozisi, sirozu ve karaciğer iflasına kadar gidebilir” uyarısı yaptı.
Karaciğer yağlanmasının alkole bağlı karaciğer yağlanması ve alkolik olmayan karaciğer yağlanması olarak iki grupta ele alınabileceğini söyleyen Satar, “Alkolik olmayan karaciğer yağlanması önemli bir sağlık sorunudur ve dünyada sıklıkla görülür. Bu hastalığın birincil sebepleri; obezite, insülin direnci, tip II diyabet, Hipertrigliseridemi, düşük HDL, hipertansiyon yani metabolik sendrom denilir. İkincil sebepler ise beslenmeye bağlı yaşanan hızlı kilo kaybı, yapılan mide ameliyatları, protein-enerji malnütrisyonu ve total-paranteral beslenmedir. İkincil sebepler ise metabolik hastalıklar, toksik yük oluşumu, enfeksiyonlar ve bazı ilaçlar sebep olarak gösterilir” açıklamasında bulundu.
“Diyet ve yaşam şekli değişikliği yağlanmayı oluşturan metabolik parametreleri iyileştirmede etkili olur” diyen Uzm. Dyt. Başak Satar, “Alkolik olmayan karaciğer yağlanması olanların % 98’inde insülin direnci görülür ve bu bireylerin %80 kadarında metabolik sendrom kriterleri ortaya çıkar. Metabolik sendromlu bireylerde bu hastalığın ortaya çıkma olasılığı % 80’dir. Bunlar göz önüne alındığında tedavide esas alınacak nokta risk faktörlerinin iyileştirilmesi olmalı. Kan parametreleri göz önüne alınıp yüksek veya riskli değerler kontrol altına alınmalı. Bunun için ağırlık kaybı, insülin duyarlılığının arttırılması, kan kolesterol seviyelerinin düşürülmesi, oksidatif stresin azaltılması gerekir” dedi.
Akdeniz Diyeti’nin karaciğer yağlanmasına karşı etkileriyle ilgili araştırmanın verilerine yer veren Uzm. Dyt. Satar, “Çalışmada Akdeniz Diyeti ile beslenen hastaların uyumu ile uyumlu olmayanların vücut yağ oranlarında farklılık bulunmuş. Diyete uyum azaldıkça karaciğer yağlanmasına ilişkin biyokimyasal değerlerin arttığı görülmüş. Bir önemli husus ise düşük glisemik indeksli besinlerin tüketilmesi gerekir. Yüksek fruktozlu mısır şurubu, früktoz ve sakkaroz tüketimi sınırlandırılmalı” diye konuştu.
Karaciğer sağlığı için enginarın en önemli besinlerden olduğunun altını çizen Satar, “Enginar karaciğer sağlığının devamı ve hastalıklarının tedavisinde sıkça kullanılır. İçeriğindeki polifenol ve flavonoidler aracılığıyla, lipit peroksidasyonuna yol açan zararlı bileşiklerin oluşumu azalır. Sinarin ve silimarin güçlü antioksidan özellikleri ile enzim aktivitelerini arttırarak, karaciğerde bulunan bazı bileşiklerin artmış değerlerinin düzeylerini azaltarak karaciğer hasarını önler. Enginarın kan şekeri ve kan lipit düzeyleri düzenlediği, sindirim sistemini destekleyerek hazımsızlığı engellediği, safra akışına yardımcı olduğu, içerdiği folik asitle hamilelikte bebeğin sinirsel gelişimi ve anne sütü miktarının arttırılmasına destek olduğu, karaciğer hastalıklarında iştah açıcı ve idrar söktürücü olarak kullanılır. Enginarın kan şekeri ve kolesterol üzerindeki dengeleyici özelliklerinin yüksek lif içeriğinden kaynaklanır. Enginarın antifungal, antimikrobiyal, antioksidan ve antispazmodik etkileri de var” şeklinde konuştu.
Karaciğer yağlanmasına iyi gelen fonksiyonel bileşikler ve besinleri de sıralayan Feride Fonksiyonel Yaşam Koordinatörü Uzm. Dyt. Başak Satar, şu bilgilere yer verdi:
Resveratrol : Resveratrol oksidatif stresi ve inflamasyonu önler. Lipit birikimini azaltıp iyileşmesine yardımcı olur. Vücut ağırlığındaki artışı önler, abdominal yağlanmayı ve insülin direncini azaltır. Üzüm, üzüm çekirdeği, dut , çilekte doğal olarak bulunur.
Kurkumin: Karaciğer hastalıklarının önlenmesi ve sağlığının korunmasında etkili nutrasötikdir. Zerdeçal bitkisinin kaynatılıp kurutulması ile elde edilir. Biyoyararlanımı düşük bir bileşiktir.
Silimarin: Devedikeni tohumlarından elde edilir ve çok uzun zamandır karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Antioksidan, antiviral, antiinflamatuar ve antifibrotik etkileri bulunur.
Kuarsetin: İnsülin duyarlılığını ve beta hücrelerinden insülin salgılanmasını arttırır, kan glikozunu düşürücü etki göstererek diyabete karşı koruyucu etki gösterir. Kırmızı ve beyaz soğan, sarımsak, kuşkonmaz, kırmızı üzüm, kapari, sarı ve yeşil biberde bulunur.
Likopen: Doğal olarak oluşan karotenoid olan likopen domates, karpuz gibi meyvelerde bulunur. Antioksidan ve antikarsojenik özellikleri vardır. Glikolipid metabolizmasını düzenler.
Kateşinler: Genel olarak kateşin ve kateşin türevleri çay, elma, üzüm, çilek ve kakao olmak üzere çeşitli besinlerde bulunur. Lipit metabolizmasını iyileştirme, karaciğerde antioksidan aktiviteyi arttırma gibi özellikleri bulunur.”









